15 Temmuz Gecesi Yaşadıklarımız
15 Temmuz 2016 akşamı, sıradan başlayan bir yaz gecesinin birkaç saat içinde Türkiye'nin yakın tarihinin en önemli gecelerinden birine dönüşeceğini elbette bilmiyorduk.
O akşam, yaz sıcağı nedeniyle Arifiye'deki evimizin balkonunda eşofman ve tişörtle oturuyordum. Saatler 20.00-20.30 civarındaydı. Tam o sırada İstanbul'dan Ankara'ya dönmekte olan Tekstilci kayınbiraderimiz Yavuz Koç telefonla aradı.
“Enişte, köprüde tanklar var. Nedir, bilginiz var mı?” diye sordu.
Benim de herhangi bir bilgim yoktu. O an için bunun büyük bir terör eylemi olabileceğini düşündüm.
“Yavuz, hiçbir bilgimiz yok. Muhtemelen büyük bir terör eylemiyle ilgilidir.” dedim.
Telefonu kapattıktan kısa bir süre sonra oğlum Burak Can Tokyürek geldi. O dönem İhlas Haber Ajansı Sakarya Bölgesinde yeni çalışmaya başlamıştı. Telaşlı bir şekilde,
“Baba, Ankara'nın üzerinde jetler uçuyormuş.” dedi.
Bu bilgiyi Ankara'da yaşayan teyzesinin oğlu Engin'den öğrenmişti.
O andan itibaren içimdeki endişe iyice arttı. Bir şeylerin normal olmadığını anlamıştık. Hemen Burak'a, “Haydi, Sakarya Meydanı'na geçelim.” dedim.
Akşam namazımızı kılmış, abdestimizi almıştık. Hanıma ve kızıma, “Biz meydana gidiyoruz, duruma göre sizi bilgilendiririz.” diyerek hiç vakit kaybetmeden evden çıktık.
Arifiye'den hareket ederken Burak'ın gazeteci refleksi yine devreye girdi.
“Baba, Tank Palet'in önünden geçelim.” dedi.
Belki oradan tankların çıkabileceğini düşünüyordu. Ancak Tank Palet'in önünden geçtiğimiz saatlerde herhangi bir tank hareketi görmedik.
Bosna Caddesi üzerinden, AK Parti İl Başkanlığı'nın önünden geçerek Sakarya Kent Meydanı'na ulaştık.
Meydan da, bir hareketlilik vardı. Dönemin Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanı Zeki Toçoğlu, Ak Parti Sakarya Milletvekilleri Şaban Dişli, Ayhan Sefer Üstün ve birçok siyasi isim oradaydı. Basın da gelişmeleri takip ediyordu.
Ayhan Sefer Üstün'e mikrofonlar uzatılmış, yaşananlarla ilgili düşünceleri soruluyordu. Ayhan Sefer Üstün kem küm yaparak topu net konuşamıyordu.
Ben de gecenin refleksiyle kameraların arkasından kendisine, “Ya Başkan, konuşsana! Darbeye canımızla, kanımızla, her şeyimizle karşıyız. Bu bir darbe! Net konuşsana.” diye tepki gösterdim.
Ardından Zeki Toçoğlu'nun yanına giderek, “Zeki abi, nedir durum?” diye sordum.
Bana, “Cumhurbaşkanımızdan haber bekliyoruz.” dedi.
İşte o anda olayın ciddiyetini ve içinde bulunduğumuz durumun vahametini daha iyi anladım.
Meydandaki herkes ne olup bittiğini anlamaya çalışıyor, bir taraftan da gelişmelere göre pozisyon almaya çalışıyordu. Şaban Dişli, Ankara'ya hareket etmek üzere AK Parti Sakarya yöneticileriyle görüşmeler yapıyordu. Ali İnci'nin valiliğe geçtiğini, o dönem Serdivan Belediye Başkanı olan Yusuf Alemdar'ın ise büyük bir gayret ve dirayet gösterdiğini gördük.
Gece ilerledikçe meydandaki kalabalık büyüdü.
Biz de o gece, daha önce İhlas Grubu'nda birlikte çalıştığımız İhlas Haber Ajansı Sakarya Bölge Müdürü İbrahim Çorbacı ve beraberindeki gazeteciler katılıp gelişmeler izlemeye devam ettik. Özellikle İHA Bölge Müdürü İbrahim Corbacı ve Anadolu Ajansı Bölge Müdürü Salih Yalçıntaş, beraberindeki muhabirler, Sakarya’dan darbeye karşı haberleri servis etmek için canla başla çalışıyorlardı.
Sabaha karşı onlar ile birlikte bir çorba içmek için Çark Caddesi'ndeki bir çorbacıya gittik. Bir masaya İbrahim, Salih ve Yanlış hatırlamıyorsan Yücel oturduk. Diğer masaya da genç muhabirler oturdu.
Tam o sırada Burak'ın kıyafetine baktım.
Şortluydu.
“Burak, bu ne hal?” dedim.
Meğer evden öyle büyük bir telaş ve heyecanla çıkmışız ki, oğlumun şortla çıktığını o ana kadar fark etmemişim bile.
O gecenin karmaşası içinde bu küçük ayrıntı, bugün bile hatırladığımda yüzümde buruk bir tebessüm oluşturuyor.
Fakat gecenin asıl ağırlığı henüz bitmemişti.
Darbe girişiminin bastırılması için ülkenin birçok yerinde olduğu gibi Sakarya'da da insanlar sabaha kadar meydanlarda kaldı. Cumhurbaşkanımızın çağrısı, milletimizin kararlı duruşu, Türk Silahlı Kuvvetleri ve emniyet teşkilatımız içerisindeki darbeye karşı duranların direnişiyle hain girişim başarısızlığa uğratıldı.
Ancak bizim için gece bitmemişti.
İhlas Haber Ajansı merkezinin Ankara'ya takviye ekip göndermesi gerekiyordu. İbrahim Çorbacı'nın talebi üzerine oluşturulan ekipte oğlum Burak Can ve Bilal Bilir de yer aldı.
Üzerlerinde savaş uçaklarının uçacağını, silah seslerinin duyulacağını, Ankara'da çok tehlikeli bir ortamın bulunduğunu bilmelerine rağmen hiç tereddüt etmediler.
Yola çıktılar.
Bir süre sonra kendileriyle irtibat kurduğumuzda Ankara'ya ulaştıklarını öğrendik. Anlattıkları tablo ise gecenin ne kadar ağır geçtiğini ortaya koyuyordu. Birçok yer tahrip edilmiş, araçlar taranmış ve yakılmış, yollar büyük ölçüde zarar görmüştü.
Bir baba olarak, oğlumun böyle bir ortamda görev yapıyor olması elbette beni endişelendiriyordu. Ama aynı zamanda gazeteci olarak görevini yapmak için tereddüt etmeden yola çıkması, o gecenin ruhunu da anlatıyordu.
15 Temmuz gecesi bizim için sadece televizyonlardan izlenen bir darbe girişimi değildi.
O gece telefonun başında bekledik. Tankların nereden çıkacağını, uçakların nereye uçtuğunu, kimin ne söylediğini anlamaya çalıştık. Evimizden çıktık, meydanlara gittik. Korkmadık ve geri durmadık. Belirsizliğin içinde birbirimize tutunduk.
Sakarya o gece dimdik ayaktaydı.
Kent Meydanı'nda insanlar sabaha kadar bekledi. Herkesin yüzünde aynı endişe, aynı kararlılık vardı.
Ve bizler, o gece yaşananların sadece tanığı değil, aynı zamanda bir parçası olduk.
Bugün geriye dönüp baktığımda 15 Temmuz gecesinden aklımda kalan yalnızca tanklar, uçaklar ve silah sesleri değil.
Bir telefonla başlayan endişe...
Bir oğlun telaşla eve gelip “Baba, Ankara'nın üzerinde jetler uçuyormuş.” demesi...
Arifiye'den Sakarya Meydanı'na doğru yapılan o yolculuk...
Meydanda bekleyen insanlar...
Gazetecilerin kameraları...
Ve sabaha karşı fark ettiğim oğlumun şortu...
Bütün bunlar, 15 Temmuz'un benim hafızamdaki izleri olarak kaldı.
O gece Türkiye çok ağır bir sınavdan geçti.
Bizim yaşadığımız ise o büyük tarihin içindeki küçük ama unutulmayacak bir hikâyeydi.
Ve bazı geceler vardır; sabah olduğunda artık hiçbir şey eskisi gibi değildir.
15 Temmuz gecesi de bizim için öyle bir geceydi.” Asırlık Gece” dizisini izleyince bu yazıyı tarihe not düşsün diye kaleme aldım.