BEN ARTIK DEDEYİM…
Bazı mutluluklar insanın yaşını değil, yüreğini büyütür.
Hayatın içinde yıllar boyunca pek çok rol üstleniyoruz. Evlat oluyoruz, büyüyoruz, bir yuva kuruyoruz, çocuklarımızı yetiştiriyoruz. Onların ilk adımlarına, ilk sözcüklerine, okul heyecanlarına tanıklık ediyor; sevinçlerini sevincimiz, üzüntülerini üzüntümüz biliyoruz. Onlar büyürken biz de zamanın nasıl geçtiğini çoğu kez fark etmiyoruz.
Sonra bir gün, hayat karşımıza bambaşka bir mutluluk çıkarıyor. Evladımızın evladı dünyaya geliyor ve insan, hayatın kendisine yeni bir sayfa açtığını hissediyor.
Ben artık dedeyim…
Meğer dede olmak yalnızca aileye yeni bir unvanın eklenmesi değilmiş. Yıllar boyunca biriktirdiğin sevginin yeniden filizlenmesi, yaşanmışlıkların şefkate dönüşmesi, hayatın telaşı içinde fark edemediğin güzellikleri yeniden keşfetmekmiş.
Evlat yetiştirirken zamanın peşinden koşmuşuz. İşler, sorumluluklar, geçim derdi, hayatın bitmeyen koşuşturması… Çocuklarımızın büyüdüğünü çoğu zaman onların ardından bakarken anlamışız. Bir de bakmışız ki dün elimizden tutan küçücük çocuklarımız, bugün kendi evlatlarını kucaklarına almış.
İşte o an insan, zamanın nasıl da sessizce ilerlediğini anlıyor.
Ama hayat, bütün bunları hatırlatırken bize bir armağan daha sunuyor: Torun sevgisi.
Torun demek, geçmişle gelecek arasında kurulan sıcacık bir köprü demek. Kendi çocukluğundan izler taşırken evladının yüzünde gördüğün bir gülümsemenin, şimdi bambaşka bir yüzde yeniden hayat bulması demek. Aileden devralınan hikâyelerin, anıların, geleneklerin ve değerlerin yeni bir kuşağa aktarılması demek.
Belki de dede olmanın en güzel tarafı burada saklı.
Artık hayatın her anına yetişmek zorunda olmadığını daha iyi anlıyorsun. Bazen yalnızca yanında olmak, küçücük bir eli avucunun içine almak, bir gülümsemeye tanıklık etmek bile dünyalara bedel oluyor.
Yeni bir görevimiz var artık!
Şımartmak serbest, sevmek sınırsız, yanında olmak ise en büyük vazifemiz. Elbette anne ve babasının emeklerine, kararlarına saygı duyarak… Onların yetiştireceği bu güzel evladın hayatında sevgiyle, sabırla ve güvenle yer alarak.
Çünkü çocuklara bırakılabilecek en değerli miras yalnızca maddi varlıklar değil; aile sıcaklığı, güzel hatıralar, köklerini bilmek ve kendisini her koşulda seven insanların varlığını hissetmektir.
İnsan belli bir yaştan sonra dünyaya başka gözlerle bakmaya başlıyor. Geçmişin kıymetini daha iyi anlıyor, geleceğe dair umutlarını daha çok önemsiyor. Şimdi benim için bu umutların en güzel adı, henüz hayat yolculuğunun başındaki torunum.
Hayat bazen en güzel hediyelerini, “Artık çok şey gördüm, çok şey yaşadım” dediğimiz anda getiriyor. Bize yeniden heyecanlanmayı, beklemeyi, hayal kurmayı ve kalbimizin sandığımızdan çok daha fazla sevgi taşıyabildiğini öğretiyor.
Şimdi ailemizde yeni bir hikâye başlıyor. O hikâyenin ilk sayfalarında anne ve babasının heyecanı, ailelerimizin mutluluğu ve bizim tarif etmekte zorlandığımız bir sevgi var.
Hoş geldin güzel yavrum…
Sen daha yolun başındasın. Önünde keşfedilecek kocaman bir dünya, tanıyacağın insanlar, kuracağın hayaller ve yaşayacağın nice güzellikler var. Biz ise seni sevgiyle karşılamaya, büyürken yanında olmaya, sana ailemizin hikâyelerini anlatmaya ve bir gün hatırlayacağın güzel anılar biriktirmeye hazırız.
Dilerim dünyan barışla, sevgiyle ve umutla dolsun. İnsanları sevmeyi, geçmişini tanımayı, köklerine sahip çıkmayı ve geleceğe güvenle bakmayı öğren.
Bil ki bu dünyada seni daha şimdiden çok seven bir babaannen ve deden var.
Ben artık dedeyim…
Ve anlıyorum ki insanın hayatında bazı başlangıçlar, yalnızca yeni bir hayatın değil, kendi içinde yeniden doğan bir sevginin de habercisidir.
Hoş geldin kuzum. İyi ki geldin.