Dedemin Anlatamadıkları… Bu Kez Birlikte Anlatıyoruz
Bazen insan geçmişini anlatırken aslında kendisini anlatır.
Çünkü geçmiş sadece tarih kitaplarında yazanlardan ibaret değildir.
Bir sandığın içinde saklanan gelinlikte, bir peşkirin üzerindeki nakışta, eski bir fotoğrafın sararmış köşesinde, büyüklerimizin yarım bıraktığı bir cümlede de geçmiş vardır.
Benim için Subaşı Sözlü Tarih Çalışma Grubu ve Göç Evi çalışmaları biraz da bu yarım kalan cümleleri tamamlayabilme çabasıdır.
Dedemin anlatamadıklarını, büyüklerimizin sustuklarını, göç yollarında geride kalanları ve beraberlerinde getirdikleri hayatı anlamaya çalışıyoruz.
Son günlerde gerçekleştirdiğimiz iki ziyaret, bu çalışmalarımız açısından benim için oldukça anlamlıydı.
Önce Yalova Valimiz Sayın Ahmet Hamdi Usta’yı makamında ziyaret ettik.
Subaşı’nın tarihini anlattık.
1930’lu yıllarda Balkanlardan başlayan göçü, Köstence’den yola çıkan insanların yeni bir hayat kurma mücadelesini, Subaşı’nın kuruluş hikâyesini ve bugünlere kadar taşınan kültürel mirasımızı konuştuk.
Göç Evimizi anlattık.
Bugüne kadar yaptığımız çalışmaları, gerçekleştirdiğimiz etkinlikleri, projelerimizi ve karşılaştığımız sorunları paylaştık.
Ama aslında anlatırken sadece bir müzeyi anlatmıyorduk.
Bir köyün hafızasını anlatıyorduk.
Ardından Altınova Kaymakamımız Sayın Göksu Bayram, eşi, oğlu ve kardeşi ile birlikte Göç Evimizi ziyaret etti.
Bu kez hikâyemizi kendi evimizde anlattık.
Uzun soluklu bir sohbet oldu.
Subaşı’nın tarihinden geleneklerimize, göçle birlikte getirdiğimiz kültürden günlük yaşamımıza, sandıklarda saklanan eşyalardan sözlü tarih çalışmalarımıza kadar birçok konuyu paylaştık.
Ve yine aynı yere geldik: Bir eşya, bazen bir kitaptan daha fazla şey anlatabiliyor.
Bir çorap…
Bir patik…
Bir peşkir…
Bir cepken…
Bir sandık…
Bir gelin aynası…
Bunların her birinin arkasında bir insan hikâyesi var.
Bazen bir annenin kızına hazırladığı çeyiz…
Bazen göç yolculuğuna çıkarken sandığa konulan birkaç eşya…
Bazen de yeni kurulan bir köyde yeniden hayata tutunmanın sessiz bir hikâyesi…
Biz işte bu hikâyelerin peşindeyiz.
Çünkü biliyoruz ki kültür, sadece sergilenen bir eşya değildir.
Kültür; yaşanan, anlatılan ve aktarılan bir hayattır.
Bu nedenle Göç Evi'nin kapısını sadece ziyaretçilere değil, geçmişini anlatmak isteyen herkese açık tutmak istiyoruz.
Kaymakamımız Sayın Göksu Bayram’ın çalışmalarımıza gösterdiği ilgi ve hassasiyet de bu açıdan bizler için çok değerliydi.
Ziyaret sırasında bundan sonraki çalışmalarımızda kurumlarımızla daha güçlü bir iş birliği içerisinde olmak, ortak projeler geliştirmek ve Subaşı’nın kültürel mirasını daha geniş kitlelere ulaştırmak konusunda görüş alışverişinde bulunduk.
Ben buna çok inanıyorum:
Gönüllülükle başlayan işler, sahiplenildikçe büyür.
Biz yıllardır elimizden geldiğince çalışıyoruz.
Bazen birkaç kişiyle…
Bazen bir sandığın başında…
Bazen eski bir fotoğrafın hikâyesini dinleyerek…
Bazen de yıllar önce söylenmiş bir türkünün kime ait olduğunu araştırarak…
Ama her seferinde aynı duyguyla:
“Bu hikâye kaybolmasın.”
Çünkü bir gün bizler de olmayacağız.
O zaman çocuklarımız Göç Evi’ne geldiklerinde, burada yalnızca eski eşyalar görmesinler.
“Bunlar bizim hikâyemiz” diyebilsinler.
Dedelerinin nereden geldiğini, ninelerinin hangi gelenekleri yaşattığını, ailelerinin hangi topraklardan bu topraklara geldiğini bilsinler.
Belki o zaman yıllar önce anlatılamamış bazı hikâyeler yeniden hayat bulacak.
Belki bir çocuk, vitrindeki eski bir patike bakıp:
“Bunu benim babaannem de örmüş olabilir mi?” diye soracak.
İşte o soru bile bizim için bütün emeklere değer.
Yalova Valimiz Sayın Ahmet Hamdi Usta’ya, Altınova Kaymakamımız Sayın Göksu Bayram’a, çalışmalarımıza gösterdikleri ilgi, hassasiyet ve destekleri için gönülden teşekkür ediyorum.
Sayın Kaymakamımızın ailesiyle birlikte Göç Evimize gerçekleştirdiği bu özel ziyaret ve bundan sonraki çalışmalarımız için ortaya koyduğu iş birliği yaklaşımı bizleri ayrıca mutlu etti.
Biz anlatmaya devam edeceğiz.
Dedelerimizin sustuğu yerde biz konuşacağız.
Sandıkların sustuğu yerde biz soracağız.
Eski fotoğrafların arkasındaki isimleri bulmaya çalışacağız.
Göç yollarının izlerini süreceğiz.
Çünkü artık biliyorum ki:
Göç, yalnızca bir yerden başka bir yere gitmek değildir.
Göç; beraberinde bir hayatı, bir dili, bir türküyü, bir geleneği, bir özlemi ve bazen de anlatılamamış binlerce hikâyeyi taşımaktır.
Bizim görevimiz, o hikâyelerin kaybolmasına izin vermemek.
Dedemin anlatamadıklarını, çocuklarımızın anlatabilmesi için…